Birçok insan kan pıhtılarının kötü bir şey olduğunu düşünüyor.
Beyin trombozu ve miyokard enfarktüsü, sağlıklı bir kişide bile inmeye, felce ve hatta ani ölüme neden olabilir.
Gerçekten mi?
Aslında trombüs, insan vücudunun normal kan pıhtılaşma mekanizmasıdır. Trombüs olmazsa, çoğu insan "aşırı kan kaybı" nedeniyle ölür.
Hepimiz yaralanır ve kanarız; örneğin vücudumuzda küçük bir kesik olur ve kısa süre sonra kanamaya başlar. Ancak insan vücudu kendini korur. Ölümcül kanamayı önlemek için, kanama bölgesinde kan yavaşça pıhtılaşır, yani hasar görmüş kan damarında trombüs oluşur. Bu şekilde, kanama durur.
Kanama durduğunda, vücudumuz pıhtıyı yavaşça çözecek ve kanın tekrar dolaşmasına izin verecektir.
Trombus oluşumuna neden olan mekanizmaya pıhtılaşma sistemi; trombusu ortadan kaldıran mekanizmaya ise fibrinolitik sistem denir. İnsan vücudunda bir kan damarı hasar gördüğünde, kanamanın devam etmesini önlemek için pıhtılaşma sistemi hemen devreye girer; trombus oluştuğunda ise, kan pıhtısını çözmek için trombusu ortadan kaldıran fibrinolitik sistem devreye girer.
İki sistem dinamik olarak dengelenmiştir; bu sayede kanın ne çok pıhtılaşması ne de çok fazla kanaması sağlanır.
Ancak birçok hastalık, pıhtılaşma sisteminin anormal çalışmasına ve kan damarının iç tabakasının hasar görmesine yol açar; kan durgunluğu ise fibrinolitik sistemin trombüsü çözmek için çok geç veya yetersiz kalmasına neden olur.
Örneğin, akut miyokard enfarktüsünde kalp kan damarlarında tromboz oluşur. Kan damarlarının durumu çok kötüdür, çeşitli intima hasarları ve stenozlar vardır; ayrıca kan akışı da durgunlaşır, trombüsün çözülmesi mümkün olmaz ve trombüs giderek büyür.
Örneğin, uzun süre yatağa bağlı kalan kişilerde bacaklardaki lokal kan akışı yavaşlar, kan damarlarının iç tabakası hasar görür ve trombüs oluşur. Trombüs çözülmeye devam eder, ancak çözülme hızı yeterince hızlı olmadığı için kopabilir, kan sistemi boyunca akciğer atardamarına geri akabilir, akciğer atardamarında sıkışabilir ve akciğer embolisine neden olabilir ki bu da ölümcül bir durumdur.
Bu aşamada, hastaların güvenliğini sağlamak için, yapay olarak tromboliz yapılması ve "ürokinaz" gibi trombolizi destekleyici ilaçların enjekte edilmesi gerekmektedir. Ancak, tromboliz genellikle trombozdan sonra kısa bir süre içinde, örneğin 6 saat içinde yapılmalıdır. Uzun sürerse çözülmez. Bu aşamada trombolitik ilaçların kullanımının artırılması, vücudun diğer bölgelerinde kanamaya neden olabilir.
Trombus çözülemez. Tamamen tıkalı değilse, kan akışının düzgün olmasını sağlamak için tıkalı kan damarını "açmak" amacıyla "stent" kullanılabilir.
Ancak, kan damarı uzun süre tıkalı kalırsa, önemli doku yapılarında iskemik nekroza neden olur. Bu durumda, kan akışını kaybetmiş bu doku parçasını "sulamak" için ancak diğer kan damarları "bypass edilerek" devreye sokulabilir.
Kanama ve pıhtılaşma, tromboz ve tromboliz; vücudun metabolik faaliyetlerini sürdüren hassas bir denge söz konusudur. Bununla birlikte, insan vücudunda birçok ustaca denge mekanizması da mevcuttur; örneğin, sempatik sinir ve vagus siniri, insanların aşırı heyecanlanmasını önler; insülin ve glukagon, insanların kan şekeri dengesini düzenler; kalsitonin ve paratiroid hormonu ise insanların kan kalsiyum dengesini düzenler.
Denge bozulduğunda çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. İnsan vücudundaki hastalıkların çoğu esasen denge kaybından kaynaklanır.
Kartvizit
Çin WeChat